Dieter Mammel

Diva

26.04 - 02.06.2012

 “Bu hayatın kendisi. Bu devinim halindeyken yakalanmış hareket. Perdedeki hareket, gerçekten hayatın yeniden üretilişi gibi. Ve kısa bir an için, gördüklerimiz geçiciliğin yazgısından çekip alınmış gibi görünüyor.”  La Poste, Paris’teki ilk film gösteriminden edinilen izlenimleri bu sözlerle aktarıyor.

Dieter Mammel’in resimlerinin uyandırdığı ilk izlenim de aynı. Sanatçı C.A.M Galeri’de üçüncü kişisel sergisini açıyor: DİVA.

Sanatçının tuval üzerinde oluşan suluboya tadındaki portreleri, eriyen debisi ve konturları bulandıran anlık fırça darbeleriyle, anlık bir geçiciliği ifade ediyor. Özneler aynadaki yansımalarında kaybolurcasına, kayboluyorlar düşlerinde.

Bir ressam ve bir film tutkunu olan Mammel, bize çok iyi bildiğimiz yüzleri, beyaz perdenin ilahi karakterlerini gösteriyor. Kendine özgü resim stiliyle, geçmişle şimdiyi, toplumsalla kişisel olanı, yakınla uzağı, tarihle hikâyeyi bir araya getiriyor. Geçmişin gizli katmanları, Mammel’in resimlerinin ve monokrom bir dünyanın ince cilası altındaki gürültünün temelini oluşturuyor.

Ve böylece ulaşılması imkânsız olan DİVA, varlığını dolaysızca ortaya koyuyor. Mahrem olanın ifade edilişi, büyülü ve Tanrısal olan dışavuruma hayat veriyor. Sahneye çıkmadan önce aynada kendine bakıyor, makyajını yaparken ya da ruj sürerken, resme olan saygısını gösteriyor.

Hem figürlerin mürekkebe daldığı “Su” serisinde hem de bu seride Mammel, resmediş jestleriyle tekrar tekrar kendi varlığının ve eyleminin dünyadaki kökenine referans veriyor.

Gördüğümüze inanıyoruz.

Ama sonuçta, o yalnızca tuval üzerindeki mürekkep, ışığın ve gölgenin resmedilişi.

Maxim Gorky, 1896’da, ilk film imajlarını görmesi üzerine der ki: “Bu yaşam değil, yaşamın gölgesi.”

DİVA’da –ve resim de- ilahi olan şey, onun gölgeye böylesine renk katabilmesi.  Anılarımızdaki etkisi son derece canlı ve kalıcı.