Karma Sergi

Ali Cabbar, Balkan Naci İslimyeli, Mehmet Kısmet, Murat Morova, Peter Hristoff, Serkan Yüksel

Gölgede

9 Eylül – 21 Ekim 2017

 Gölge, belki de insanlık ve sanat tarihinin en büyük enigmalarındandır. Prehistorik dönemlerde mağara duvarlarına yapılmış resimler adeta Çin gölge tiyatrolarını andırır. 

Bir tarihçi ile bir desinatör tarafından ortaya atılan ‘Gölgeler Teorisi’ne² göre milattan otuz bin yıl önce paleolitik dönemde yaşamış insanlar gölgeler üzerinden geliştirdikleri teknikler yardımıyla resim yapıyor olmalıydı. Mağaraların içinde gölgenin var olabilmesi için kesinlikle ışığın da var olması gerekiyordu ve insanlar belki de geliştirdikleri çeşitli yansıtma yöntemleriyle küçük hayvan figürinlerini, ahşap veya toprak kalıpları mağara duvarlarına yansıtarak ve gölgeleri kopyalayarak resim yapıyorlardı. Zira bu resimler incelendiğinde dışlarında bir kontur ve içleri renklendirilmiş olarak resmedilmişlerdi. Bu teoriye karşı çıkanlar olsa da teoriyi öne süren araştırmacılar üst üste binen hayvan figürlerinin açıklaması olarak da bu tekniği gösteriyorlardı. 

Son kitabı ‘Portraits: John Berger on Artist ’de Berger, 1994’te Ardèche’de bulunan mağara resimlerinin halk ziyaretine kapatılmasından bahsederken, mağara karanlığını şöyle betimliyor: 

Kayalardaki hayvanlar geldikleri ve uzun zamandır bulundukları karanlığa geri döndüler yine. Bu karanlığı ifade edecek kelimemiz yok bizim. Gece değil ve cehalet de değil. Zamandan zamana hepimiz bu karanlıktan geçiyoruz, her şeyi görerek: o kadar ki hiçbir şeyi ayrımsayamayacak kadar her şeyi görerek… Bu karanlık her şeyin geldiği enteriyör.”³ 

Antik Yunan’da ve Mısır’da da gölge desenin rehberi ve de sembolik anlamı çok kuvvetli olacak bir biçimde kullanılmış ve genelde ‘ruh’ ile özdeşleştirilmiştir. Ölülerin diyarı ‘Gölgeler Ülkesi’ olarak adlandırılmıştır… Gerçeklik nedir? Sanat nedir? Bunlar, günümüzde de olduğu gibi, ezelden beri sanat tarihinin alanına giren sorular olmuştur. Sanatın insanın bıraktığı iz olarak başlangıcından itibaren ‘gölge’ tıpkı Antik Yunan’da olduğu gibi sanatın ruhla ilgili en önemli metaforu, sembolü; teknik açıdan da biçimleri ve hacmi ortaya koyan; belki de bizi gerçekliğe en çok yaklaştıran, vazgeçilmez medyumu olmuştur. 

Nasıl bir Cranach resmini gölgesiz hayal edemiyorsak, gündelik hayatımızın estetiği de gölgeye bağımlıdır. Varoluşa dair sorular sorduran gölge kavramı sanatla birlikte farklı evrelerden geçmiş sanatın her alanı için biçime ve içeriğe dair bir kaynak olarak kullanılmıştır. Gölgeyi algılamak insanın bebeklikte aştığı bir evre, nasıl sanat tarihi içinde gölge, hem tinsel hem fiziksel bir şey ise birey için de “içgüdüsel” olarak hem ruh’a hem de gerçeklik algısına değgindir. 

Tarihsel süreçte sanatla beraber evrimleşen, doğada dönüşüp değiştiği gibi farklı formlarda karşımıza çıkan gölge, günümüz sanatında da metaforik ve anlamla ilintili olarak eserlerde tezahür ediyor. 

‘In Shadow’ sergisi gölgeyi üretimlerinin vazgeçilmez unsuru olarak odağına almış sanatçıların, sınırsız biçim ve anlam üreten gölgeden beslenerek ortaya koydukları yapıtları bir araya getiriyor. 

Varoluşumuzun, gerçekliğimizin kanıtı gibi yanımızda duran gölgemizi -defalarca okuyup unuttuğumuz şiirler gibi- özümser, algımızın bir uzantısına dönüştürürüz; oysa gördüğümüz biçimleri de gölgeler aracılığıyla algılar ya da gözden kaybederiz. 

Sanatçı ise belki de o paleolitik hafızadan hiç kopmayarak gölgeyi bir dil ve kendini ifade biçimi ya da ait olduğu karanlık olarak dönüştürebilir.