Yusuf Aygeç “M.Ö. Pop Art”C.A.M Galeri5/12/2013 - 5/01/2014

YUSUF AYGEÇ: M.Ö. POP ART

“M.Ö. Pop Art”, Yusuf Aygeç’in ilk kişisel sergisinin ismi. Daha önceki çalışmalarını “Ben Olsam” ismi altında çeşitli karma sergilerde gördüğümüz Yusuf Aygeç’in resimleri ödünç almalar üzerine kurulu. Bu anlamıyla da söz konusu resimlerde bir tarih duygusu, bazen salt anımsatma bazen de anımsatarak “ti’ye alma” biçiminde kendini gösteriyor. Bunun temel nedeni de, bu resimlerin tarih bilgilerini tekrarlamak, eleştirmek ya da onaylamak yerine geçmişle bugün arasında bağlar kurmaya yönelmesi.

Yusuf Aygeç, geçmişle bugün arasında kurduğu bağı, absürt nesneler aracılığıyla göstermeyi tercih ediyor. Yusuf Aygeç’in resimlerinde Büyük İskender’e de rastlamak mümkün, Milo Venüsü’ne de, Rönesans ustalarının formüllerine de Rembrandt’a da. Resimlerin ortak paydaları, siyah arka fon, figürlerde tıpkı 17. yüzyılda Rembrandt’ın ve Hollandalı Barok sanatçıların ustalaştıkları dokuya özel bir vurgu ve figürlere iliştirilen absürt nesneler. 3D gözlük takan Meryem ile saçları gökkuşağı rengine boyalı İsa figürü, elinde Vogue dergisi olan ama Leonardo’nun kadın portelerini çağrıştıran bir figür, papyonlu Büyük İskender, leopar desenli kıyafetiyle Milo Venüsü, Barok portredeki gaz maskesi gibi… Söz konusu nesneler, elbette bu çağa ait olup o çağdan bir imajla birleştikleri için absürtler. Bir yanlarıyla bugüne uzaklar bir yanlarıyla da bugünün tam ortasındalar. Yusuf Aygeç’in bu absürt nesneler aracılığıyla sanat tarihsel referansları “ti’ye alması”, aslında onlarla arasına bir mesafe koymasının tezahürü. Geçmişe ait imgeleri dönüştürmekten öte, geçmişle arasına mesafe koymak isteyip aslında tam olarak bu mesafeyi alamamasının bir sonucu. Bu yüzden de geçmişi ne salt tekrarlıyor, ne eleştiriyor, ne onaylıyor; sadece geçmişle bugünü ti’ye alıyor.

Yusuf Aygeç’in üretimini, Nicolas Bourriaud’nun “postprodüksiyon” kavramıyla açıklamak pekala mümkün. Postprodüksiyon, taklit edilen değil; temellük edilen bir yaklaşıma sahiptir. Postprodüksiyonda, yanyanalıklara yer vardır ve bu yanyanalıklardan yeni bir yaklaşıma varılır. Deleuze ve Guattari’nin de Felsefe Nedir? adlı kitaplarında dile getirdikleri gibi, “şey, başından itibaren modelinden bağımsız hale gelir”. Modele dair referansları hemen gözümüz seçse de bu yeni üretimin modelle ilişkisi son derece sınırlıdır. Yusuf Aygeç de, büyük ustaları andığı, onlardan alıntılar gerçekleştirdiği tuvallerinde yanyalıkları, rastlantısallıkları kullanarak postprodüksiyon işler ortaya çıkarıyor; tuvalini modelinden bağımsız hale getiriyor. Edebi metinlerde, eser, gönderme yaptığı metinlerden tümüyle farklı yollardan ilerlemekle yükümlüyse, sanat üretiminde de eser, model alınan eseri anımsatmakla, çağrıştırmakla birlikte, ondan tamamen ayrı bir yola sapmak durumundadır. Burada sanatçı, modeline bir mesafe alır ve modelini saptırır. Sitüasyonist bir pratiği, yani saptırma eylemini ortaya çıkaran postprodüksiyon, varolanı temellük ederek yoldan çıkarmaya dayanır. Yusuf Aygeç de, eskinin başyapıtlarını baştan çıkararak postprodüksiyona göz kırpıyor.
Burcu Pelvanoğlu
Doçent Doktor
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Fen Edebiyat Fakültesi
Sanat Tarihi Bölümü